NELSON ROLİHLAHLA MANDELA

NELSON ROLİHLAHLA MANDELA

Münir İKBAL munirikbal@afrika.com.tr

 12 Mart 2004

Afrika kıtasının şüphesiz en önde gelen şahsiyeti ve lideri, “beyaz adam”ın baskı ve zulümlerine karşı Siyah Bilinçliliğinin ve direnişinin sembolü, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin seçimle başa gelen ilk devlet başkanı Nelson Rolihlahla Mandela 18 Temmuz 1918’de Transkei eyaletinin başkenti Umtata yakınlarındaki Mbashe nehri boyundaki küçük bir köy olan Mvezo köyünde doğdu.

Ailesi Koza (Xhosa) dilini konuşan Thembu kabilesindendir. Babası bu kabilenin şefi Gadla Henry Mphakanyisva Mandela'dır. Babası hem soy olarak hem de geleneksel olarak kabilenin şefiydi. Babasının şefliği Thembu kabilesinin kralı tarafından da onaylanmıştı. Babası O’na Rolihlahla ismini verdi. Koza dilinde manası ağacın dallarını tutup çekmektir. Fakat konuşma dilinde baş belası demektir. İngilizce ismi ilk okul yıllarına kadar ona daha verilmemişti. Annesi, Koza kabilesinin bir boyu olan amaMpevu boyundan Nkedama’nın kızı ve dört evli babasının üçüncü eşi olan Nosekeni Fanny idi. Annesinden atalarının topraklarını savunmak için yaptıkları direniş savaşlarındaki kahramanlık hikayelerini dinlemek O’na güç verdi ve halkının özgürlük mücadelesine nasıl katkıda bulunabileceğinin hayallerini kurdu. O ailenin dördü erkek dokuzu kız 13 çocuğun en genç erkek çocuğuydu. Daha beş yaşına varmadan ya da o civarlarda iken koyun güttü, buzağıları otlattı. Havada kuş avlamayı, yabani bal toplamayı ve direk ineklerden ılık ve tatlı süt içmeyi, yüzmeyi ve balık yakalamasını öğrendi. Daha sonra şeflikle alakalı tartışmalardan dolayı Mvezo’nun kuzeyindeki Qunu köyüne taşındılar. Qunu’da farklı kabileler arasındaki rekabet Kozalarla amaMfengular arasında idi. Fakat amaMfengu toplumdaki en avantajlı kesimdi. Bu kabile o zaman Hıristiyanlığı ilk kabul eden kabile idi aynı zamanda ve daha iyi evler inşa ediyorlar, tarımda bilimsel metotları kullanıyorlar ve kozalardan daha varlıklılardı. Rolihlahla’nın babası George ve Mbekela isimlerinde amaMfengu kabilesinden eğitimli ve Hıristiyan iki kişi ile tanıştı. Fakat onların Hıristiyanlığı babasını çok etkilememesine rağmen annesi Hıristiyan oldu. Onların etkisinden dolayıdır ki Metodist Kilise’de vaftiz edildi ve okula gönderildi ki ailesinden hiç kimse o zamana kadar okula gitmemişti. Okulun ilk gününde öğretmeni Mdingane okula başlayanların hepsine İngilizce isimler verdi. Bu şüphesiz o zamanlardaki misyonerlerin ve İngilizlerin baskı ve etkisinin göstergelerinden biridir. O ilk gün Mdingane O’na yeni isminin Nelson olduğunu söyledi. Niçin bu ismin seçildiği hakkında ise hiç bir fikri yoktu genç Rolihlahla’nın. Dokuz yaşında iken babasını kaybetti. Annesi de onu Thembuland’ın eyalet başkenti Mqhekezveni’ye yani Kabile şefi Jongintaba Dalindyebo’nun kraliyet yerleşim yerine gönderdi. Daha sonra öğrendi ki babasının ölümünden sonra şef onun velisi olmak istediğini annesine bildirmişti. Annesi de başka seçeneği olmadığı için kabul etmişti. Şef diğer çocuklarına nasıl davrandıysa ona da öyle iyi davrandı. Babasının ölümünden sonra genç Rolihlahla kabilenin şefi oldu.

Yerel bir misyoner okulunda ilk eğitimini alan Mandela Nealdtown’daki Wesleyan ortaokuluna gönderildi. Daha sonra Fort Hare Üniversity College'ya girdi. Burada öğrenci temsilciliği konseyi başkanlığına seçildi. Protestolara katıldığı için Oliver Tambo ile birlikte öğrenci boykotuna karıştığı ve organize ettiği gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Transkei'den ayrılarak, Transvaal’a gitti. Burada bir süre madenlerde polis memurluğu görevinde bulundu. Bu sırada yarıda bıraktığı üniversite tahsiline mektupla öğretim yoluyla devam etti. Johannesburg’da okurken renk ve ırk ayrımına karşı yerli halkın kurduğu Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) katıldı. 1942'de Witwatersrand Üniversitesinin hukuk bölümünü bitirerek avukatlık yapmaya başladı. Ülkenin ilk siyah avukat unvanını aldı. Afrika Ulusal Kongresi’nde birçok makamda bulundu. 1944’te AUK Gençlik Birliği’nin kurulmasına yardım etti ve 1948’de AU Kongresi’nin Gençlik Birliğine sekreter, 1950’de de başkan seçildi. 1952’de AUK’nin Transvaal Başkanı ve Ulusal Başkan vekili ve nihayetinde tam 39 yıl sonra 1991’de başkanı oldu. Siyahların kurtuluş hareketinin önderlerinden birisi durumuna geldi (1948). 1952’de mukavemet hareketinin ulusal başkanı seçildi. Aparteid rejiminin renk ayrımcılığına dayanan yasal düzenlemelerine karşı direnişi organize etmek için ülke genelinde Adaletsiz Kanunlara Karşı Muhalefet Kampanyası için seyahatler düzenledi. Bu kampanya yüzünden Johannnesburg’da 6 ay hapis yattı. Bu esnada M planını hazırladı. Buna göre AUK şubeleri yeraltına çekildi. Bu arada beyaz yönetimin renk ve ırk ayrımına dayalı dayatmalarına karşı siyasi mücadelelerinin hep akamete uğratılmasından dolayı beyaz yönetime karşı silahlı mücadeleyi üstlenen ve kongrenin askeri kanadı özelliğindeki Umkonto ve Sizwe'yi (Milli Mızrağı) de kurarak onun da başkanı oldu (1961).

Ocak 1962'de kendisine destek aramak için yurt dışına çıktı. İngiltere ve Afrika ülkelerini dolaştı. Afrika ülkeleri ile sosyalist ülkelerden silah ve para yardımı temin etti. Ülkeye dönüşünde arkadaşlarıyla birlikte, izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek iddialarıyla yargılandı. Halkın, tamamının temsil edilmediği ve beyazların temsil edildiği parlamentonun çıkardığı kanunlara uymak zorunda olmadığını savundu. Beyaz yönetim tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu davranışıyla ırk ayrımına karşı mücadele eden Afrikalı siyahların simge ve sembolü oldu.

Nelson Mandela, dünyanın en ünlü mahkumu olarak anılır. Güney Afrika'da 27 yıl hapiste kaldıktan sonra 1980'li yıllarda, ırkçılığa karşı mücadelenin bütün dünyada yoğunlaşması üzerine adı duyuldu. 1990 yılında devlet başkanı De Klerk tarafından şartsız olarak serbest bırakıldı. Serbest bırakıldığı zaman 71 yaşındaydı. Serbest bırakılmasına Güney Afrika siyahlarının yanında birçok beyaz da sevindi. Mandela'nın; Mücadele benim hayatımdır. Hayatımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücadele edeceğim demesi, halk arasında onu bayraklaştırdı

1990’da hapisten çıkınca Demokratik bir Güney Afrika kurulması için çalışmıştır ve kurmuştur. Afrikalılar, Mandela olmadan bunun gerçekleşemeyeceğine inanır. Bugün Mandela, bir özgürlük savaşçısı olarak kabul edilmektedir. 40 yıl içinde 100'den fazla ödül almıştır. Modern politikacılar içinde en takdir edilenlerden biridir.

Mandela'ya 1979'da Nehru Ödülü, 1981'de Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü, 1983'te UNESCO'nun Simon Bolivar Ödülü verildi. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından kendisine verilmesi kararlaştırılan 1992 yılı Atatürk Barış Ödülü'nü önce kabul etmiştir. Fakat daha sonra Mandela’nın 1960’lardan bu yana avukatlığını yapan Yunan kökenli avukatının zorlamasıyla almayı reddetmiştir. Daha sonra ise bu ödülün kabul edileceği bildirilmiş ise de Türkiye tarafından kabul edilmemiştir. 1993'de De Klerk ile beraber Nobel Barış Ödülü verildi.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, kendi kabilesindeki büyüklerin kendisine taktıkları Madiba lakabıyla tanınan Mandela 1996 yılında kendi isteğiyle emekliye  ayrılmış ve kendisini AİDS’e karşı mücadeleye ve çocuklar için Nelson Mandela Childrens Fund  ismindeki vakfı kurarak buradaki çalışmalara vermiştir.

Mandela, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni oluşturan 50 milyonluk nüfusun ortak lideri olmayı başarabilmiştir. O’nu da insanların gönlünde taht kurmasını sağlayan da zulme uğrayan bütün insanların haklarını savunması olmuştur. Sadece Güney Afrika’nın değil bütün Afrika kıtasında ezilmiş zulme uğramış Afrikalı insanın sembol insanı olmuştur. Şimdi Afrika kıtasındaki iç savaşları önlemek anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak için arabuluculuk yapmaktadır. Fakat bazen O’nun bile engel olamadığı çatışmalar olmaktadır.

Mandela İslam’a ve Müslümanlara karşı da yakınlığıyla bilinmektedir. Davet edildiği zaman Müslümanların programlarına katılır, konuşmalar yapar. Hele 1994’teki Şeyh Yusuf programına katıldığı zamanki yaptığı konuşma hafızalardan hâlâ silinmemiştir. O programda “bana hapiste güç veren direnç veren Şeyh Yusuf’tu” demiştir. Şeyh Yusuf Hollandalılar tarafından Mandela’nın hapsedildiği Robben Adası’nda yedi yıl hapis yatmıştır. Müslümanların Aparteid rejimine karşı tavırları ve özgürlük mücadelesine destekleri, siyahlara verilmeyen oy hakkının Hintli Müslümanlara verilmesine rağmen Müslümanların adaletsizlik gerekçesiyle oy kullanmayı reddetmeleri siyahlar üzerinde büyük etki meydana getirmiştir.   

 

APARTEİD NEDİR?

Mandela’nın yıkmak için mücadele verdiği Aparteid rejimi nedir?

Aparteid (Apartheid ) kavramını renk ırkçılığı esasına dayanan bir rejim olarak tanımlamak mümkündür aslında. Ama genel olarak renk ve ırk temelli ve beyazların üstünlüğüne dayalı bir rejim. Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki beyaz azınlığın siyah, melez, Hintliler, malaylar ve diğer renkteki ırkların ve milletlerin ayrı ayrı bölgelerde yaşamasını ve birbirlerinin bölgelerine geçmemesini, birbirleriyle evlenmesini yasaklayan beyazların kayıtsız şartsız üstünlüğü tezi üzerine kurulmuş ırkçı, renkçi bir azınlık rejimi. Bu kavramı tanımlayacak tek kelimelik bir kavram olmadığı için kelimenin Türkçe’deki söyleniş şekliyle bırakılmıştır.

İnsanlık tarihinde görülen en büyük ayrımcı ve ırkçı rejimlerden biri olarak tarihe geçti. Beyazlarla beyaz olmayanlar yani Avrupalılarla Avrupalı olmayanlar aynı banklara oturamazlar, aynı otobüse binemezler, aynı tuvaletleri kullanamazlar, aynı okulda okuyamazlar, seçme ve seçilme hakları yoktur, aynı binaya bile girecek olsalar bile farklı kapılardan girmek zorundalar idi. Bu rejimin kurulması çok enteresan bir zamandadır. Dünyada hala varlığını devam ettiren diğer bir ayrımcı ve ırkçı insanlık haysiyetini yok sayan bir yönetim olan İsrail de Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki rejimle birlikte aynı tarihte yani 1948’de kuruldu. Fakat 1994’te Güney Afrika’daki yıkıldı. İsrail’in de ömrü fazla kalmasa gerek. Bu iki şeytani rejim Aparteid yıkılıncaya kadar çok iyi ilişkiler içinde oldular ve hep birbirlerine yardım ettiler. Çünkü Güney Afrika’daki beyaz yönetimde çok ciddi bir Yahudi etkisi vardı. Afrika kıtasındaki en fazla Yahudi oranı Güney Afrika Cumhuriyeti’ndedir.  Elbetteki bunda Johannesburg’da 1886’da altının bulunması en temel etkendir. Zaten eğer Sultan II. Abdülhamid Han, Filistin’de bir Yahudi devleti için kendisine teklif edilen altınları almayı kabul etmiş olsaydı altınlar Güney Afrika Cumhuriyeti’nden gelecekti. Güney Afrika’da kurulan bu renkçi ve ırkçı yönetime yöneltilen eleştirilere karşı ise Cape Town’da toplanan Kiliseler Birliği bu rejimin tanrının istediği bir yönetim biçimi olduğunu ve kurmuş oldukları rejimin Tanrı tarafından istendiğini bildirdiler. Bu rejim 1994’e kadar varlığını sürdürdü. Güney Afrikalı yerliler bu tarihe kadar direnişi sürdürdüler. Özellikle Johannesburg yakınlarındaki Soweto’da başlayan ayaklanmalar ve uluslar arası baskılar neticesinde Mandela serbest bırakıldı ve yapılan ilk serbest seçimlerde Mandela devlet başkanı seçildi. Şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti’nde parlamenter demokrasi vardır. Ve özgürlüklerin kısıtlanması diye bir durum söz konusu değildir. Türkiye’deki başörtüsü yasağı ve üniversitelere girişteki kısıtlamalar gibi özgürlüklere müdahaleler karşılaştırıldığı zaman bir çok benzerliğin bulunacağı Aparteid rejimi hakkında gelecek sayılarımızda ayrıntılı çalışmalar bulabileceksiniz.  

 

Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam26
Toplam Ziyaret106146
AFRİKA DERGİSİ

Takvim
AFRİKA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
AFRİKA-TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ
AFRİKA'DA TASAVVUFİ HAREKETLERİ İNCELEME ENSTİTÜSÜ
Saat