Afrika’da Fransa Kâbusu – III: Siyasi ve Askeri 'Operasyonlar'
Mustafa EFE
Fransa sömürgelerinden istemeye istemeye çekilirken, sömürgecilik sonrası dönemde de sömürüye devam edebilmek için gereken bütün yolları inşa etti. Burkina Faso’nun lideri Thomas Sankara gibi buna direnenleri de öldürdü. Yol arkadaşı Blaise Compaore Fransa ile bozulan ilişkileri öne sürerek Sankara’ya karşı darbe yaptı ve Sankara katledildi.
Son 50 yılda Afrika’da 26 ülkede toplam 67 darbe gerçekleşti. Bu ülkelerin 16’sı Fransa’nın eski sömürgeleridir. Darbelerin yüzde 61’inin “Frankofon” [Fransızca konuşan] Afrika’da gerçekleştiğini hesaba katarsak, 67 darbenin 45’inin eski Fransa sömürgelerinde gerçekleştiğini görürüz. Bu darbeler sırasında Fransız Mason locaları da çok aktif bir şekilde rol oynamışlardır.
Gine’den Sékou Touré 1958’de Fransız sömürge imparatorluğundan çıkmaya ve ülkesini bağımsızlığa götürmeye karar verdiğinde, Paris’teki Fransız sömürge seçkinleri çok öfkelendi ve tarihi bir öfke hareketiyle Gine’deki Fransız yönetimi ülkedeki her şeyi yok etti. Üç bin Fransız ülkeyi terk etti, bütün mallarını aldılar ve taşınamayan her şeyi yok ettiler. Okullar, klinikler, kamu yönetim binaları parçalandı; arabalar, kitaplar, tıbbi ve araştırma enstitüsü aletleri, traktörler ezildi ve yok edildi; çiftliklerde atlar, inekler öldürüldü ve depolardaki yiyecekler yakıldı veya zehirlendi.
Fransa’nın bu derecede aşırı tepki göstermesinin amacı, tüm diğer sömürgelere Fransa’yı reddetmenin sonuçlarının çok pahalı olacağı konusunda açık bir mesaj göndermekti. Korku yavaş da olsa Afrika elitleri arasında yayıldı ve Gine olaylarından sonra hiçbiri “Yoksulluktaki özgürlüğü kölelikte zenginliğe tercih ediyoruz” diyen Ahmed Sékou Touré’nin örnekliğini takip etme cesaretini gösteremedi.

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde bölge halkı duvarlara, ''Fransa'ya hayır'' yazarak Fransız askerlerine öfkelerini dile getiriyor.
Batı Afrika’da küçük bir ülke olan Togo Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Sylvanus Olympio Fransızlarla orta yollu bir çözüm buldu. Ülkesinin Fransız egemenliği altında olmaya devam etmesini istemedi. Bu yüzden De Gaulle tarafından teklif edilen sömürgeciliğin devamı anlaşmasını imzalamayı reddetti. Fakat Togo’nun sömürge döneminde elde ettiği faydalar için Fransa’ya yıllık bir borç ödemeyi kabul etti. Bununla birlikte, Fransa tarafından belirlenen miktar o kadar büyüktü ki “sömürge borcunun” geri ödemesi 1963’te ülke bütçesinin yüzde 40’ına yakındı. Yeni bağımsız Togo’nun finansal durumu çok istikrarsızdı. Bu durumdan kurtulmak için Olympio, Fransız sömürge parası FCFA’yı (Fransız Afrika Sömürgeleri Frangı) terk etmeye ve ülkenin kendi para birimini basmaya karar verdi. Yeni bağımsız Afrika’nın ilk seçilen cumhurbaşkanı Sylvanus Olympio 13 Ocak 1963’te kendi para birimini basmaya başlamasından sadece üç gün sonra, Fransa tarafından desteklenen Etienne Gnassingbe Eyadema adlı eski bir Fransız Yabancı Lejyoner ordu çavuşu tarafından öldürüldü. Etienne Fransız büyükelçiliğinden 612 dolarlık bir ödül aldı.
30 Haziran 1962’de Mali Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Modibo Keita 12 yeni bağımsız Afrika ülkesinin para birimi haline getirilmiş olan Fransız sömürge para birimi FCFA’dan çekilme kararı aldı. Olympio gibi Keita da 19 Kasım 1968’de, diğer bir eski Fransız yabancı lejyoneri olan Teğmen Moussa Traoré tarafından yürütülen bir darbenin kurbanı oldu.
Aslında Afrika’nın Avrupa sömürgesinden kurtulmak için mücadele verdiği dönem boyunca Fransa, seçilmiş başkanlara karşı darbeler gerçekleştirmek için birçok eski yabancı lejyoneri tekrar tekrar kullanmıştır. 1 Ocak 1966’da eski bir yabancı lejyoner olan Jean-Bédel Bokassa Orta Afrika Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı David Dacko’ya darbe düzenledi. 3 Ocak 1966’da, şimdi Burkina Faso olarak adlandırılan Yukarı Volta Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olan Maurice Yaméogo, Endonezya ve Cezayir’de bu ülkelerin bağımsızlığına karşı Fransız birlikleri içinde savaşan eski bir Fransız lejyoneri olan Aboubacar Sangoulé Lamizana tarafından yapılan bir darbenin kurbanı oldu. Cumhurbaşkanının güvenlik görevlisi olan Mathieu Kérékou, Benin Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Hubert Maga’ya 26 Ekim 1972’de darbe yaptı. Mathieu 1968’den 1970’e kadar Fransız askeri okullarında eğitim almıştı.
Fransa’nın Afrika’daki askeri varlığı ve terörizm
Fransa sömürdüğü ülkelerden çekilirken yaptığı anlaşmayla, askerlerini önceden konuşlandırma ve çıkarlarını savunmak için ülkeye askeri müdahalede bulunma hakkı elde etmişti. Bundan dolayı, üç helikopter ve bir grup askerle birçok Afrika ülkesinde ya darbe yapmış ya da darbeyi engellediğini iddia ederek yeni imtiyazlar elde emiştir.
Sömürge Paktı’na ekli “Savunma Anlaşmaları” adı verilen bu anlaşmalarla Fransa, Afrika ülkelerine askeri olarak müdahale etme ve aynı zamanda buradaki askeri üslere ve askeri tesislere asker yerleştirme konusunda yasal hakka sahiptir. Bu şartlardan dolayı zaten birçok Afrika ülkesi tamamen Fransızlar tarafından işletilen şirketler gibidir. Afrika’da şu anda 70 bin civarında Fransız askeri bulunmaktadır. Bunların bir kısmı BM misyonunda sözde “Barış Gücü” olarak görev yapan savaş güçleridir. Soğuk Savaş döneminde Fransa’ya “Afrika’nın Jandarması” deniliyordu. Fransa 1945-2005 yılları arasında Afrika kıtasında toplam 130 askeri müdahale gerçekleştirdi.
Fildişi Sahili Başkanı Laurent Gbagbo Fransa’nın ülkesini sömürmesine bir son vermeye çalıştığında Fransa bir darbe düzenledi. Gbagbo’yu devirmeye yönelik uzun süreçte, Fransa tankları, helikopterleri ve özel kuvvetleryile çatışmalara doğrudan müdahale etti, sivillere ateş açtı ve çok sayıda sivili katletti. Fransa darbeyi başardıktan ve Alassane Outtara’yı iktidara oturttuktan sonra, Ouattara hükümetinden iç savaş sırasında meydana gelen kayıplar için Fransız iş dünyasına tazminat ödemesini istedi. Gerçekten de Ouattara hükümeti Fransızlara ayrılırken kaybettiklerini söylediklerinin iki katını ödedi.
Genel olarak Afrika ülkeleri, daha az bölgesel askeri ittifakları olan ülkelerdir. Ülkelerin çoğunun sadece eski sömürgecileriyle askeri ittifakları var! Fransa eski sömürgelerine, kendi teklif ettikleri dışında başka askeri ittifak aramalarını yasaklamıştır. Fransız eski sömürgesi olan ülkeler, Fransa tarafından yetkilendirilmedikçe başka herhangi bir ülkeyle askeri ittifaka giremezler.
Afrika ülkelerinin, savaş veya küresel kriz durumunda Fransa ile ittifak yapma yükümlülüğü vardır. Bunun bir neticesi olarak zaten II. Dünya Savaşı sırasında bir milyondan fazla Afrikalı asker, Almanlara karşı Fransızlar için savaştı. Katkıları genellikle göz ardı edilse veya en aza indirilse de, Almanya’nın 1940’ta Fransa’yı yenmesinin sadece 6 hafta sürdüğünü düşündüğünüzde, Fransa Afrikalıların gelecekte “la Grandeur de la France” (Fransız ihtişamı) için savaşmak üzere yararlı olabileceğini bilir.
Fransa, Sömürge Paktı’na eklediği aldatıcı burslar, hibeler ve “Savunma Anlaşmaları” yoluyla sömürge sonrasını inşa etmiştir. Bilumum askeri teçhizat da tabii ki Fransa’dan temin edilmelidir. Afrikalılar üst düzey subaylarını Fransa’da veya Fransızlar tarafından çalıştırılan eğitim tesislerinde eğitime göndermek zorundalardır. İşte kıtadaki esas vahamet budur: Fransa Afrika’ya ihanet eden binlerce Afrikalıyı eğitip beslemektedir. Bunlar ihtiyaç duyulmadığında uykudadırlar, bir darbe veya başka bir amaç için gerektiğinde hemen harekete geçerler!
Fransa 2011’de Libya’yı bombalayarak tarihî intikamını aldı. 2017’de de Libya’yı işgalde kullanmak üzere Mali’nin Gao şehrinde ve Burkina Faso’nun başkenti Vagadogo’da bulunan karargâhlara üç bin asker yerleştirmişti. Bugün de Fransa Mısır, BAE, ABD ve Rusya başta olmak üzere birçok Batılı ülkeyle birlikte Libya’da meşru hükümeti devirmeye çalışan darbeci Hafter’i desteklemektedir.
Fransa’nın askeri üsleri Afrika’nın her yerinde ülkeleri terörize etmektedir. Fransa’nın işgal etmek istediği yerlerde (Mali’de olduğu gibi) bir anda “İslamcı” terör(!) örgütleri ortaya çıkar ve ülkelerin uranyum madenlerine “çökerler”. Fransa Afrika ülkelerine müdahale edebilmek için terörizmi kullanmaktadır. Hem terör örgütlerine silah sağlamakta hem de aynı terörist grupları yok etmek(!) için Afrika ülkelerine yardım ettiğini söyleyerek, ülkeler üzerinde baskı uygulayarak, zenginlik kaynaklarına el koymaktadır. Daha geçen haftalarda, bir Fransız kuruluşu adına giden konteynırın içine gizlenmiş (Boko Haram teröristlerine gönderilen) silahlar Nijerya gümrük memurları tarafından yakalandı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron her yıl Noel zamanında Batı Afrika ülkelerinde terörizmle mücadele için bulunan Fransız askerlerini ziyaret ediyor. 2017 yılı Aralık ayında Nijer’in başkenti Niamey’e, 2018 yılı Aralık ayında Çad’ın başkenti Encemine’ye, bu yıl da Fildişi Sahilleri’ne ziyarete gitti. Fransa Batı Afrika ülkelerini terörle tehdit ederek kalkınmadan çok güvenlik için harcama yaptırıyor. Bu durum elbette bu şekilde devam edemez.
Sonuç
Fransa’nın Afrika ile ilişkisinde neredeyse psikopatolojik bir durum var. Birincisi, Fransa kölelik zamanından beri Afrika’yı yağmalamaya ve sömürüye ciddi şekilde bağımlı. İkincisi ise Fransız elitinin geçmişin ve geleneğin ötesinde düşünme konusunda yaşadığı ciddi bir yaratıcılık ve hayal gücü eksikliği var.
Son olarak Fransa, Fransa’nın değişmesi durumunda kıyamet korkusu yayan ve ideolojik referansı 19. yüzyıl romantizminden gelen paranoyak ve psikopat “hautfonctionnaires”in, yani üst düzey bürokratların yaşadığı tamamen donmuş iki kuruma sahiptir: Maliye-Bütçe ve Fransa Dışişleri Bakanlığı. Bu iki kurum sadece Afrika için değil, Fransızlar için de bir tehdittir. Bunların etkilediği ülkelerde de benzer jakoben, soysuz ve köksüz yapılanmalar bulunmaktadır.
Fransa’nın sömürü mirasından dolayı aşırı derecede kötü ekonomik şartlarda yaşayan ülkeler dış yardımlara muhtaç haldedirler. Bugün Türkiye’nin Afrika kıtasında bütün gayret ve çalışmalarına rağmen maalesef sınırlı bir alan tutabilmiş olmasının sebebi, burada anlatılan bağımlılık ve uzatmalı sömürgeciliktir. Hiçbir Afrika ülkesi Türkiye ile askerî bir işbirliği yapamaz. Askeri eğitim işbirliği yapılır, fakat ortak operasyon yapılamaz. Türkiye’nin insanî yardım konusunda ciddi mesafe alabilmesinin sebebi de, Türkiye’nin bu alanda çalışma yapabilmesinin önü açıldığı içindir. Sömürgecilerin insanî yardım diye bir dertleri ve kaygıları olmadığı için, dahası bunu bir angarya olarak gördükleri ve zaten bu anlamda bir yardımda bulunma dertleri olmadığı için, Türkiye’nin resmî kurum ve kuruluşlarını ve sivil toplum kuruluşlarını OXFAM gibi manipülatif kuruluşların hazırladıkları raporlarla insanî yardım yapmaya yönlendirmektedirler.
Afrika’nın özgürlüğü kısa vadede pek mümkün görünmüyor. Afrikalıların izin istemeden kendilerini özgür bırakabilmeleri ise Afrika’ya kalmıştır. Çünkü hâlâ Fildişi Sahili’ndeki 450 Fransız askerinin 20 milyonluk bir nüfusu nasıl kontrol edebildiğini anlamak gerçekten zor.
Mali veriler, darbe sayıları, askeri üsler ve asker sayılarının gösterdiği gibi, Fransa oldukça umutsuz; ama maliyeti ne olursa olsun sömürgelerini elde tutmak için her türlü yola başvuruyor. Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac “Afrika olmadan Fransa üçüncü dünya ülkeleri safına iner” diyordu. Chirac’ın selefi François Mitterand 1957’de “Afrika olmadan Fransa’nın 21. yüzyılda hiçbir tarihinin olmayacağını” söylüyordu. Fransa’nın kıtadaki çıkarları, Fransa’nın “Françafrique” olarak bilinen ve De Gaulle günlerinden günümüze gelen Afrika politikasıyla gerçekleştirildi. Bu politika kurumsal ve istihbarat lobileri, Elf ve Areva gibi devletle yakından bağlantılı çok uluslu şirketler ve Fransız destekli diktatörlerin içinde olduğu ağlardan oluşuyordu. Daha geçen hafta Macron Fildişi Sahilleri’nde, sömürgecilik dönemini “ölümcül bir hata” olarak nitelendirerek Afrikalı ülkelere şirin görünmek ve kurdukları düzenin bozulmaması için çalışıyordu.
Afrikalı liderler çoğunlukla yolsuzluk ve Batılı ulusların çıkarlarına hizmet etmekle suçlanır. Hâlbuki onlar bu şekilde davranmak zorunda hissediyorlar. Çünkü yapmazlarsa öldürüleceklerinden veya darbe yapılacağından korkuyorlar. Bundan dolayı da Batı’da güçlü bir ülkenin kendilerini desteklemesini istiyorlar. Elbette bu desteğin de bir bedeli olacaktır. O bedel ise ülkenin zenginliklerinin Batılı ülkelere peşkeş çekilmesidir. Afrikalı liderler sömürgeci ülkeler tarafından sürekli olarak takip edilmediğinde, kendilerine karşı darbe ve benzeri şekillerde müdahale edilmediğinde halklarının çıkarlarına çalışacaklardır.
Bob Marley “Kefaret” şarkısında “Biz bir kenarda durup bakarken daha ne kadar bizim liderlerimizi öldürecekler? Daha ne zamana kadar?” diye soruyordu ve “Afrika Batılı emperyalizm tarafından devrimci, vizyoner, milliyetçi entelektüellerin kanında öldürülen bir kıtadır” diyordu.
Günümüzde misyoner ve sömürgeci eğitimle kafalarına Avrupalı fikirler aşılanmış, toplumlarının değerlerine ve geleneklerine yabancılaşmış bir Afrikalı kuşak ortaya çıkmıştır. Mevcut sıkıntıların geçmişte sömürgeci yönetimlerin yaptıklarının neticesi olduğunu birçok Afrikalı görememektedir. Abartılı bir ifade olsa da, Afrikalılar artık Avrupalıların sahip olduğu bir kıtada yaşıyor!
[Mustafa Efe Afrika Stratejik Araştırmalar Merkezi (AFSAM) başkanıdır]
  
9 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam15
Toplam Ziyaret150050
AFRİKA DERGİSİ

Takvim
AFRİKA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
AFRİKA-TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ
AFRİKA'DA TASAVVUFİ HAREKETLERİ İNCELEME ENSTİTÜSÜ
Saat