SÖMÜRGECİLİK
ÖZNE VE NESNE AYNI:
SÖMÜREN BEYAZ ADAM-SÖMÜRÜLEN SİYAH ADAM
(DİREN ÇAKMAK)
1960’lı yıllardan itibaren Afrika kıtasındaki ülkeler teker teker bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. Ulusal bayraklarını göndere dikerek beyaz adama bir mesaj veriyorlardı: “Bu topraklar bizim, bize rağmen bizi yönetmenize, sömürmenize izin vermeyeceğiz!” Siyah adamlar milli marşa sahip olmanın onurunu duyuyorlardı, bağımsızlıklarını kazanma mücadelesinde kendilerine önderlik eden liderlerine gururla bakıyorlardı. Siyah adamlar kendi kendilerini yönetme hakkını alarak ekonomik gelişmeyi sağlayacaklarını ve dünya devletler topluluğu içinde saygın bir yer edineceklerinden eminlerdi. Kaldı ki ekonomik gelişmeyi sağlamak başlangıçta çok da kolay gözüküyordu, doğal zenginlikleri öyle fazlaydı ki: altın, elmas ve diğerleri. Ancak siyah insanın hayalleri masala dönüştü: sömürü bitmemişti!
Kahraman liderler kapitalizme meydan okumakla işe başladılar. Ecnebi şirketleri milleştirildi, kamu iştirakları teşekkül ettirildi. Fiyat denetimleri getirildi, ihracat düzenlemeleri sıkılaştırıldı. İthalatta, sermaye transferlerinde, endüstride, maaşlarda, ticari birliklerde, fiyatlarda, kiralarda, faiz oranlarında ve benzerlerindeki düzenlemelerle kapitalist düzene bir karşı duruş geliştirilmeye çalışıldı. Bu bir dönüşümdü ve bunun adı sosyalizmdi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı, ekonomik planlama ve koordinasyonda zaaflar ortaya çıktı, hesap vermeme, ekonomide disiplinsizlik ve tabi baş belası bir nepotizm sahnedeydi. Mal ve hizmetlerde kronikleşen kıtlıklar başladı, fiyat ve ücret kontrolleri işe yaramamaya başladı. Karaborsa doğal olarak oluştu. Bağımsızlık mücadelesi veren ve siyah adamların gururla baktıkları liderlerin sağında ve solunda cep doldurma meraklısı kimseler belirdi. Karaborsa rüşveti körükledi, yolsuzluklar arttı.
Afrika ülkeleri, bağımsızlıklarını kazandıkları vakit ekonomik gelişmelerini de sağlayacaklarına inanıyorlardı, ancak bu böyle olmadı. Kıtlık, rüşvet, karaborsa, yolsuzluklar... Ne yapılabilirdi? Tekrar beyaz adamın kapısını çalmaktan başka çare göremediler. Beyaz adamın kapısını çaldılar. Sömürme tekniklerinde tecrübeli beyaz adam bu fırsatı iyi değerlendirdi, yardım etmede tereddüt etmedi. Çünkü emperyalizm de şekil değiştirmişti, artık eskisi gibi emperyal ülke toprakları fiziki olarak işgal etmiyor bunun yerine ekonomik bağımlılığı artırma yolunu tutuyordu. Ancak sömüren özne ile sömürülen nesne aynıydı: Sömüren beyaz adam, sömürülen siyah adam!
Beyaz adam, siyah adamların ekonomilerine kaynak aktarmaktan memnunluk duyacağını ifade etti. Norveç hükümeti, bazı kabile mensuplarına yönelik olarak dondurulmuş balık projesinin yürütülmesi için Kenya’ya 25 milyon dolarlık kaynak aktardı. ABD, Senegal’e, 50 tane ürün ardiye deposu inşa edilmesi için yardımda bulundu. İtalyanlar, Somali’de muz kutulama fabrikası inşa ettiler. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak sonuç şu oldu ki, beyaz adamların bu katkıları siyah adama hiç bir fayda getirmedi. Neden mi?
Norveç hükümetinin bazı kabile mensuplarına yönelik olarak dondurulmuş balık projesinin yürütülmesi için Kenya’ya kaynak aktarması görünüşte çok anlamlıydı. Ancak şu gerçek ıskalanmıştı, kabile mensupları balık avlamayı bilmiyorlardı, onların bildiği tek şey keçi yetiştirmekti ve keçi yetiştiricilerini balık avcısına dönüştürmek o kadar kolay bir iş değildi! Siyah adamın eli yine boş kaldı. ABD’nin Senegal’e ürün ardiye deposu inşa edilmesi için yardımda bulunması görünüşte çok anlamlıydı. Ancak şu gerçek ıskalanmıştı, bu depolar köylülerin hiç bir zaman uğramadıkları ve hatta ulaşım aracı sıkıntısı ve ulaşım altyapısı eksikliklerinden kaynaklı hiç bir zaman da uğrayamayacakları yerlere inşa edilmişti! Siyah adamın eli yine boş kaldı. İtalyanlar, Somali’de muz kutulama fabrikası inşa ettiler. Kamuya ait fabrikanın yapımı bittiğinde keşfedildi ki, maliyeti kurtarmak için gerekli olan muz miktarı ülkenin tüm muz üretimini aşmaktaydı. Siyah adamın eli yine boş kaldı. Beyaz adamların sözde katkıları siyah adama hiç bir fayda getirmedi.
Beyaz adamın kapısını çalmanın bedeli ağır olmuştu, getirisi ise kocaman bir sıfırdı. Siyah adamlar, vaktiyle, ulusal bayraklarını göndere dikerek beyaz adama bir mesaj vermişlerdi: “Bu topraklar bizim, bize rağmen bizi yönetmenize, sömürmenize izin vermeyeceğiz!” Bu mesajdan geri adım atmak zorunda kalmışlardı. Siyah adamlar vaktiyle milli marşa sahip olmanın onurunu duyuyorlardı, ancak artık rüşvet ve yolsuzluklar içinde milli marşı aynı heyecanla söylemek mümkün müydü? Siyah adamlar vaktiyle, bağımsızlıklarını kazanma mücadelesinde kendilerine önderlik eden liderlerine gururla bakıyorlardı. Ancak liderleri devletin kasasından kaybolan paraların hesabını veremiyorlardı, yine aynı gururla sözde kahramanlarına bakmaları mümkün müydü?
Afrika ülkeleri gerçekten beyaz insanlara el açmaya mecbur muydu? Nijerya’da 1970 ve 2000 yılları arasında 35 milyar doların üzerinde petrol geliri hükümetin kasasında kayboldu. Kimse paraya ne olduğunu bilmiyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden Mobutu Sese Seko, 10 milyar dolarlık servet biriktirdi. Ülkesinin 7 milyar dolarlık tüm yabancı borcunu silebilecek şahsi bir çek yazacak servete sahip, ancak bu serveti ülkesi için kullanmak yerine ecnebi memleketlerde ecnebi bankalarda bu parayı mutlu emeklilik günleri için kullanmak üzere saklıyor. O halde bu sözde kahramanlar neden hala beyaz insandan kaynak dilenmektedir? Kıtanın her yerinde, bu sözde kahramanlar ve onların çevresinde ceplerini doldurmak üzere konuşlanmış şakşakçılar, sadece ve sadece kendi menfaatleri düşündüler, ülke menfaatlerini düşünmediler. Dünya Bankası ile siyah çoğunluğu daha da yoksulluğa sürükleyecek tedbirler içeren anlaşmalara imza attılar.
Sonuç itibariyle, 1960 lı yıllardan itibaren Afrika kıtasındaki ülkeler teker teker bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar ve bugün bağımsız birer devlet olarak varlar. Ancak söz konu bağımsızlık sadece ve sadece şekilsel bir bağımsızlıktır. Nitekim Afrika hala sömürüye maruz kalmaktadır. Afrika’nın sömürülmesi cümlesinde özne ve nesne yıllar geçse de aynı kalmıştır: Sömüren beyaz adam, sömürülen siyah adam!
Beyazlar kıtadan köle götürmek için zaman zaman kıta içlerine de girmişlerdir. Fakat kimi zamanda farklı kabileleri kullanarak onlar eliyle köleler almışlardır. Birbirine düşman kabileler birbirlerinden ele geçirdikleri kişilri beyazlara mal karşılığında köle olarak satmışlardır. Başta Sena, Kerebe, Aboh, Margi, Vai ve İgbo kabileleri olmak üzere birçok kabile buna karışmıştır. (Slavey 13)
Götürülen köleler çok çeşitli şekillerde kullanıldılar. Hizmetçi, çiftçi, yapı ustassıü artist, kasap, yüksek rütbeli resmi görevlilerin ve yöneticilerin ofislerinde devlet görevinde, bürokraside, savaşçı ve askeri kumandan olarak –ki görevleri arasında diğerleini köle olarak ele geçirmek de var- kullanıldılar. Kimileri de ölen kabile şefine eşlik etmesi için yapılan ritüel törenlerde kurban edildiler. Bazen hediye olarak bazen de rehin alınmış bir malı kurtarmak için kullanıldılar. Fakat köleleri götürüldükleri her toplumda yukaıda geçtiği şekliyle kullanılmadılar. (slavery 56)
Afrikalı kabilelerin hepsinden farklı oranlarda insan köleleştirilip götürüldü. Mangi kabilesinin sadece yüzde 2’si köleleştirilirken Sena kabilesinin yüzde 10’unu köleleştirdiler. Kongo’daki Mbanza Manteke’nin ise yarısı köleleştirildi. Kongo’nun o zamanki nüfusu 12,5 milyon iken bunun 6 milyonu aşkınını götürdüler. Aboh kabilesinin de yarısı köleleştirilmişti. Wolof ve Sereer kabilelerinin de üçte biri, Housa’ların yarısı ve Batı Afrika’nın yüzde 60’ı köleleştirilmişti. (Slavery 61) Bu rakamlar bugünkü imkanlar ve şartlarla düşündüğümüz zaman bile ne kadar büyük rakamlar.
Kölelik binlerce yıldır varolagelmiş ve bütün dünyada görülmüştür. Fakat sömürgecilik dönemindeki kadar ve istekleri olmamasına rağmen bu kadar sayıda insan bir kıtadan diğerine götürülmemişti. 400 yıl boyunca Afrikadan milyonlarca insan Amerika’ya götürüldü. Sayıları kesin olamamakla birlikte 40 ile 100 milyon arasında rakamlar verilmektedir. Sayının bu kadar yüksek olmasının nedenlerinden biri de Asanti, Bonny ve Dahomey (bugünkü Benin) gibi Afrika yerel krallıklarının Avrupalı sömürgeciler gelmeden önce de ciddi miktarlarda kölelerinin olmasıydı. Elbetteki temel sebep “Beyaz Adam”ın yeni dünyasını yani Amerikayı inşa etmek ve arazilerdeki işgücü açığını kapatmak için insan gücü sağlamaktı. Bunun için de Afrikalı yeler krallıkları ve kabileleri birbirine düşürerek daha kolay köle topladılar.
Fakat bu krallıkların kölelere sahip olma amacı ev işlerinde hizmetçilik amacıylaydı. Avrupalıların Amerikada yeni doğan kapitalist dünyanın inşasında kullanılmak için satın almaları Afrika köle sahipliğinin karakterini değiştirdi.
18. yüzyılda Dahomey’in kralları köle ticaretinde büyük rol oynadılar ve komşularıyla savaşa giriştiler ve neticede 10 binin üzerinde köle ele geçirdiler. Üstelik bunların kimilerini de bir başka önde gelen köle tüccarı Whydah’ın kralından ele geçirdiler. King Tegbesu 1750’de köle ticaretinden 250 bin paund para yaptı.
Doğu Afrika’da köle ticareti Avrupalılar gelmeden daha önce kurulmuştu. İran körfezi ve Arap yarımadasındaki Sultanlıklar tarafından Doğu Afrika’dan çok sayıda köle götürüldü. Hatta miladi 830’larda Bağdat civarında köleler isyan etmiş ve 11 yıllık bir ömrü olan bir köle devleti kurmuşlardır. Müslüman bölgelerdeki gayrımüslim köleler çiftliklerde ve malikanelerde hizmetçi olarak kullanıldılar. Kölelerden sanatçı, artist, olanlar vardı. Belli bir zaman sonra birçoğu özgürleştiler. Kur’an’ı Kerim’deki işlenen suçların cezasının nasıl verileceği ile ilgili hükümlerin içinde çoğunlukla köle azad edilmesinin de olması özgürleşmelerini kolaylaştırmıştır. Özellikle Tabiin döneminde büyük İslam alimlerinden bir çoğu da köle idi. Müslümanların elindeki köleler için sınıflar arası geçişler vs çok esnekti.
Köle ticaretinin çeşitli sebepleri olmakla birlikte en başta gelen sebep kapitalist yaklaşım idi. Fransızların Moroşıs ve Reunion’daki şeker ve kahve tarlalrında çalıştırmak için köle ticaretine girmeleri ve Doğu Afrika’da ingilizlerin olmasından dolayı Brezilyalıların Ümit Burnu’nu geçerek Zambezi Vadisi’nden (Zambia, Malavi, Zimbabve, Bostvana ve Kongo2nun bir bölümü) ve Mozambik’ten köleler götürmeleri gibi. Zaten yeni dünyaya ne kadar köle ticareti yapıldığı hakkında en yakın sayılar çiftlikler için tutulan kayıtlardan elde dilmiştir.


