RÖPORTAJ (ABDÜNNASIR İSHAK)
Röportaj yapan: Rabia GÜLCAN
Abdünnasır İshak kimdir?
Benim asıl kabilem Burkino Faso’dan gelip Gana’ya, dünyanın en büyük yapay gölünün yanına yerleşmişler. İlkokulu orada okudum. Gana’nın ikinci büyük şehrinde ortaokulu, kuzey kısmında da liseyi okudum. Liseden sonra Gana’da müslüman öğrenciler arasından ilk on öğrenciye İslam Kalkınma Bankası’ndan burs verdiler. O burs ile Türkiye’ye geldik. Ankara Üniversitesi’nde eczacılık okudum. Ondan önce de Gazi Üniversitesi’nde bir yıl eğitim görerek Türkçe öğrendim. Ülkemde eğitim İngilizce’ydi, o nedenle İngilizce ana dilimiz gibi. Burkino Faso dilini biliyorum çünkü dedelerimiz oradan geldi. Gana’da konuşulan en meşhur yerel dili biliyorum, Asanti dilini. Müslüman olduğumdan dolayı Nijerya’dan bize İslam’ı getiren Havsa kabilesinin dilini biliyorum, küçüklükten o dili öğrendim. Arapça öğrenmeye Türkiye’de başladım. Gana’dayken Kur’an okumayı biliyordum, hatim ettik fakat Arapça’yı bilmiyordum. Türkiye’de çeşitli hocalardan ders alarak öğrendim. Pratik konuşmak için de Suriye’ye gidip üç ay orada kaldım.
Ülkeniz, memleketiniz Gana’dan biraz bahseder misiniz?
Gana konum olarak Afrika’nın batı bölgesindedir ve ekvatorun 759 km kuzeyindedir. Atlas okyanusu ile yaklaşık 500 metreye kadar kıyısı vardır. Kuzeyinde Burkina Faso var. Doğusunda Togo ve batısında da Fildişi Sahilleri var.
Tarihi ve ekonomik olarak çok önemli bir ülke.
Tarih açısından Afrika’da bağımsızlığını kazanan ilk siyahi ülkedir. O da 1957 yılında gerçekleşti. Ticari anlamda da İngilizlerin kıtaya ilk giriş noktaları Gana idi ve batı Afrika’da yapılan kalelerden, 44 kaleden tam 33’ü Gana’da yapılmıştır ki bu da önemini gösteriyor. Konum olarak böyle.
Batı Afrika’ya, Gana’ya baktığımız zaman eskilerde aynı isim ile anılmadığını görüyoruz. İlk olarak Portekiz’liler girdiler ve Gana’ya yerleştiler. Duydular ki Gana’da çok altın var. Elmina, yani ‘maden ocağı’ anlamında isim verdiler. En son olarak İngilizler geldi. Bizi yönetmeye yani sömürmeye başladıktan sonra İngilizler de “Gold Coast” Altın Sahil ismini verdiler. Biz de bağımsızlıktan sonra Orta Afrika’da çok parlak geçmişi olan Gana İmparatorluğu’nun adını verdik. O imparatorluk çok çok başarılı idi. Asıl adı Vaga Dugu İmparatorluğu idi. Onların padişahları Gana diyordu, biz de o ismi koyduk.
Bu imparatorluğun dini neydi?
Gana imparatorluğunun çoğunluğu müslümanlar idi. İlk kurulan Songay imparatorluğu vardı. Onlarda müslümanlar çoğunlukta değildi. Ticaret için gelen müslümanlarla İslam dini yayılmaya başladıktan sonra Mali imparatorluğunun çoğunluğu müslüman oldu. Ondan sonra kurulan Gana imparatorluğunun da çoğu müslüman idi.
İslamiyet’in Gana’ya ilk gelişi nasıl? Biliyoruz ki sahabeler İslam’ı tebliğ için çok yerlere gitmişler. Acaba bu şekilde mi İslamiyet geldi, Gana’ya, Afrika’ya?
Bizde özel bir tebliğ ile olmadı maalesef. Osmanlı’nın Kuzey Afrika’yı etkilemesinden, yönetmesinden sonra Kuzey Afrika’dan gelen tüccarlar yaşantıları ile bizi etkilemeye başladılar. Özellikle Mali, Senegal gibi ülkelerde insanlar müslüman oldular bu tacir müslümanlardan dolayı.
Ondan sonra da tebliğ veya cihad şeklinde, Osmanlı’nın yaptığı şekilde Nijerya’da bulunan Havsa kabilesi var, onların da daha çok tebliğ şeklinde çalışmaları oldu Batı Afrika’da.
Bizim en eski bir camimiz var, yapılışını, kimin zamanında kim tarafından yapıldığı bilinmiyor. Diyorlar ki; Vangara kabilesi vardı. Senegal tarafından geldiler, onlar yaptılar. O da 13. yy gibi yapılmış.
Şu ana kadar da özel bir tebliğ faaliyeti yok. Bazen Pakistan’dan gelen özel gruplar oluyor dini yaymak için. Suudi Arabistan’dan da geliyorlar ama onlar sadece medrese kurup veya cami yapıp gidiyorlar. Onların politikaları bu şekilde. Ama Pakistanlılar, İranlılar ve bazen de Kuveytliler gelip vakıf, medrese yapıyorlar ve İslam’ı yaymaya çalışıyorlar. Şunu da belirtmem lazım, bütün Afrika’da misyonerlerin, Hıristiyanların en kuvvetli faaliyetleri olan yer Gana’dır ama buna rağmen elhamdülillah bizde İslam gelişiyor.
Müslümanlar Gana’nın belli yerlerinde mi toplanmış durumda yoksa dağınık mı?
Dağınık fakat yoğun olarak kuzey tarafta. Gana’nın kuzey tarafına gittikçe müslüman oranı yükseliyor, güneyde ise hıristiyanlar daha çok. Bunun nedeni de, İngilizler güney taraftan girdiler, deniz tarafından girdiler Gana’ya ve müslüman tüccarlar da, Gana’ya İslam’ı getirenler de kuzey taraftan geldiler. Ondan dolayı kuzey tarafta müslümanlar daha çok ama her yerde müslümanlar var.
Gana’nın yönetimi nasıl?
Bizde bağımsızlıktan sonra krallık komple ortadan kaldırılmamış, var fakat onlar sadece arazilere bakıyorlar ve küçük sorunları çözmeye çalışıyorlar. Onların kurumu da var yani bir karar alınacağı zaman onlar bir araya geliyorlar, bizim fikrimiz böyle diyorlar, meclise sunuyorlar. Yönetim sisteminde fazla yetkileri yok, sadece kültür ve saygı bakımından varlar. Afrika’da, kıta olarak, kültürümüzü unutmak çok zordur. Hiçbir ülkede gelenekler bırakılmaz, bırakılsa bile her yıl tekrar edilir. Dedelerimiz nasıl yaptılar, giysileri nasıldı, nasıl dans ettiler, tekrar ediliyor. Mesela bizim Afrika yerel dinleri şu anda yok olsa da her yıl festival şeklinde hepsi yapılıyor. Bizim bağımsız olduğumuz tarih kutlanacağı zaman başbakanımız veya cumhurbaşkanımız konuşmadan önce, bizim eski krallarımızı övmek için kullanılan bir davul var onu hala çalıyorlar. Onu hep övüyorlar ve söylediği her kelime de o davul ile tekrarlanıyor, o kültür hala var. Hatta bizim cumhurbaşkanlarımıza baktığınız zaman daha çok bizim kıyafetlerimizi, yöresel elbiselerimizi giyiyorlar. Takım elbise felan giymezler. Kültüre bağlılık çok bizde.
İslamî hayat nasıl Gana’da? Müslüman’ım diyen herkes namaz kılar mı?
Türkiye baktığımız zaman bence Türkiye ahlak konusunda, İslamî yaşantı konusunda daha ileride. Zaten İslam’ın kültürü sizin kültürünüz gibi olmuş. O yüzden insanlar çok riayet ediyorlar fakat Gana’da bu az olabilir. Bununla birlikte Gana’da biliniyor ki her müslümanın namaz kılması lazım. Çünkü kılmazsa biliyor ki cenazesi ortada olacak. Hiç kimse seni müslüman sanmayacak O yüzden bizde müslümanlığın, İslam’ın alameti namazdır. Şart. Mutlaka namaz kılacaksınız Bazen namaz kılıp da şarap içenler var hiç kimse ona hiçbir şey demiyor ve namaz kılıp da başka günahlar yapanlar olabilir kimse ona bir şey demiyor ama başka ibadetler yapıp da namaz kılmayana müslüman denmiyor. Namaz kılmayınca müslüman saymıyorlar.
Giyim bakımından da bizde müslümanlar genel olarak örtüyorlar, özellikle hanımlar. Erkekler de cilbab giyiyor çoğunlukla. Bizim kültürümüze göre kızlar çoğunlukla evlenmeden önce örtmezler. O yanlış bir kültür ama şimdi değişiyor. Kızlar da örtüyorlar başlarını ve İslam’a göre uzun kıyafetler giyiyorlar. Sadece fark şu; evli olanların başörtüleri dize kadar, çok uzun. Evli olmayanların örtüsü ise sizin Türkiye’deki gibi kısa.
Bizde dini yaşamak serbest. Okullarda da serbest. İslamî okullar var. Hatta bazı okullar sadece medrese olarak açılıyor. Eğer okul misyoner okul olarak açılmışsa o zaman başörtü ile gidemezsin ama İslamî okul olarak açılmışsa gidebilirsin, sorun yok
İslamî eğitim... Çocukların, gençlerin yetişmesi için neler yapılıyor?
Bizde ilkokuldan ortaokula kadar dini bilgiler veriliyor kültür olarak. Bunlar içerisinde İslam da var, Hıristiyanlık da, Afrika yerel dinleri de var. Liseye geçince ise özelleşme başlıyor. Liseye geçince sadece İslam okumak isteyenler İslam üzerine yoğunlaştırılıyor. Sizin ilahiyat fakülteleriniz gibi. Sadece İslam istiyorsan sadece İslam öğreneceksin orada. Hadis, Arapça, tefsir, herşey orada başlıyor. Sadece Hıristiyanlık dalında okumak istiyorsanız sadece o alanda okursunuz. Afrika yerel dinleri üzerinde bilgi edinmek istiyorsanız o branşı okursunuz. Devletin politikası böyle. Bunun dışında değişik medreseler, İslamî okullar kuruluyor. Medreseler ilkokuldan başlıyorlar İslamî eğitim vermeye. Burada da Arapça olarak hadis, fıkıh, nahiv vs. dersleri veriliyor. Bazı İslamî okullarda sadece İslamî eğitim veriliyor, diğer ilimler fizik, kimya vs verilmiyor. Bu da Suudların bir politikası. Fakat İranlıların okullarına baktığımız zaman hem dini ilimler hem de fizik, kimya, matematik gibi ilimler öğretiliyor. Bu da iki şekilde yapılıyor ya sabahtan on ikiye kadar sadece İslamî eğitim, Arapça ile verilen eğitim, on ikiden sonra da üçe, dörde kadar da okul eğitimi matematik vs. veriliyor ya da bazıları gibi karışık veriyorlar dersleri. Mesela sabahtan ilk iki saat matematik görüyorsun sonra Arapça görüyorsun gibi. Bu da özellikle Lübnanlıların okullarında bu şekilde oluyor. Yani istediğin her eğitimi verebilirsin ama başlangıçta çok açık olarak senin niyetini belirtmen lazım. İslamî okul kuracaksanız kurarsınız. Uluslararası okul kuracaksanız kurarsınız ki Türk kolejleri genellikle uluslararası okullar şeklinde açılıyor. İslamî ilimler olmayan okullar açıyorlar ve herkes müslüman veya hıristiyanlar gelebiliyor karışık bir şekilde.
Hafızlık eğitimi nasıl?
Hafızlık var fakat Türkiye’deki gibi değil, eğitim süreci farklı. Bizde ilkokuldan başlıyorsunuz liseye kadar. Hadis dersleri gibi gidiyor, çok yavaş ilerliyor. Sekiz on sene boyunca yapılıyor ağır ağır. Sadece hafızlık üzerine yoğunlaşmazsınız. Türkiye’deki gibi sağlam değil. Hoca gelir belki yarım sayfa verir, siz eve gider çalışırsınız, başka derslerle beraber gider. Kıyaslama yapacak olursak gördüğüm kadarıyla Türk hafızlar daha kuvvetli oluyor. Hızlı bir şekilde hıfzediyorlar, hızlı olarak da okuyorlar ve kolaylıkla unutmuyorlar. Bizim hafızlarımız da çok yavaş yavaş okuyorlar ve unutma olayı da bizde çok. Çünkü hızlı ezberlemediler ve tekrarı da çok değil.
Biraz da Afrika’dan bahsedersek... Afrika fakir midir gerçekten? Yer altı ve yer üstü kaynakları çok zengin olduğu halde niçin böyle bir imaj, durum var?
İlk sebebi Allah’ın (cc) dediği gibi: “Fe inne meal üsri yusra”, her zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Batı ülkelerine baktığımız zaman çeşitli şekillerde Allah’ın verdiği çeşitli zorluklar var, kış gibi. Onu aşmak için de insanın mutlaka çok çalışkan olması lazım. Bizim kıtamıza baktığınız zaman da aslında cennetin bir köşesi gibi. Kalorifer problemi yok, klima problemi yok. Yani ev yapmasan da yaşayabilirsin orada. Bambuların altında yatsan bile hiçbir problem yok, ölmeyeceksin. Yılın ortasında kış gelip de seni öldürmeyecek. Bu kolaylıktan dolayı belki fıtraten de tembellik de girmiş olabilir. Fakirliğin en büyük nedeni iç savaşlar, kabileler arası savaşlar. Çünkü arazilerimiz çok mükemmel ama savaş olduğu zaman çiftçiler hiçbir şey yapamıyorlar. En son dikkat etmememiz gereken nokta da şu: Doğru Afrika’da açlık var, susuzluk var ya ama savaş da var, iç savaş da var. Verimlilik yönünden baktığımız zaman ise çok verimli arazilerimiz var, su yönünden de zengin topraklarımız var. Benim ifade etmek istediğim nokta ise bazı insanlar artık imaj olarak oluşturdular, Afrika’nın simgesi olarak oluşturdular, aç bir çocuk, hasta bir çocuk, burnunun üzerindeki sineği kovamayacak kadar aciz bir çocuk olarak gösteriyorlar. Fakat bu insanlar da bir türlü Afrika’dan ayrılmıyorlar. Allah bilir siz gelmeyin diye, biz sömürelim, sizler farkına varana kadar biz bitirelim diye.
Şu anda Afrika ile ilgili size güzel binalar gösterirlerse siz bakmak istemezsiniz, çekici gelmez size. Afrika denilince daha önce gösterdikleri gibi ağaç üzerinde yaşayan, elbisesi olmayan insanlar beklersiniz. Ne kadar gelişse de çok zor iyi göstermeleri. Mesela Güney Afrika’da çok güzel yerler var, Nijerya’da güzel yerler var, Gana’da da öyle ama maalesef Gana’yı o güzel yerleri ile göstermiyorlar, kötü yerleri gösteriyorlar, genel formül bu oldu. Yoksa elhamdülillah cennetin bir köşesi gibi, Allah bize herşeyi verdi. Açlık olan yerlerde de mutlaka saydığım gibi problemler, iç savaş problemleri var muhakkak, yoksa öyle olmamalı.
Kandiller, bayramlar nasıl kutlanıyor sizde?
Bizde hıristiyanlara göre değişik bayramlar var yahut Afrika kültürlerine göre değişik bayramlar var. Bir de İslam’dan bize nakledilen bayramlar var. Bunun içinde özellik en büyük olan iki bayram var müslümanlar için, bu Ramazan ve Kurban bayramının yanında. Sizin burada yaptığınız aşure bayramı. 10 Muharrem, biz ona “ateş atmak bayramı” yahut “Bugun Festivali” diyoruz. O bayramda her evde bütün aile çok doyacak, yemeleri lazım. Karın doldurma günü diyorlar o bayram gününe. Kurban bayramında kesilen kurbanların ayakları, kafaları ve etin bir kısmı kurutuluyor ve Muharrem’in onuncu gününde ondan yemek yapılıyor. O yemekten sonra da o gece çıkıyoruz, herkes ateş yakıyor ve onu belli bir yere atıyorsunuz. Danslar yapılıyor ve herkes büyüklüğünü gösteriyor. Giyilen belli şapkalar var ve o şapkanın giyilme tarzına bağlı olarak kimin olduğu belli oluyor.
Bir de “Damba Festivali” var. O da sizin Kutlu Doğum Haftası yahut Mevlid Kandili dediğiniz bayram. İlk olarak kral kutluyor o bayramı, özel kıyafetleri, dansları var. Kraldan sonra değişik medreseler kutlar, her hafta bir medresede kutlama olur. Çocuklar dans ederler, hadisler okutulur, tefsir yapılır. Yani çocukların medresede ne öğrendiklerini halka sunma şeklinde oluyor.
Bunun dışında sizin bildiğiniz Ramazan ve Kurban Bayramı oluyor bizde de. Açık bir alanda kılınıyor namaz, camide değil de açık bir alanda. Kurban bayramında bütün kasabada, imam kurbanı kesmeden kimse kurban kesemez. İmam kestikten sonra herkes kesmeye başlıyor. Çoğunlukla herkes kurban keser ve bizde de en faziletli olan koyundur. O yüzden bizde adettir, inek kessen de koyun keseceksin onun yanında. Yoksa kurban kesmemiş gibi sayılırsın.
Ramazan’lar nasıl geçer Gana’da?
Bizde maalesef Türkler gibi çok misafirperver değil. Bizde belki iftara davet Türkler gibi çok yaygın değil ama iftarlar da çok güzel oluyor. Teravih namazı kılınıyor, on rekat olarak kılıyoruz. Şimdi yirmi rekat kılmaya başlayanlar da var ama adet olarak on rekat kılınır ve çok hızlı kılınır. Teravih namazından sonra yemek yiyoruz, asıl iftarımız teravihten sonra. Akşam namazından önce meyve yiyoruz. Akşam namazından sonra bizim bir içeceğimiz var. Buğday veya mısırdan yapılan bir içecek, onu içiyoruz, yemek yemiyoruz. Teravihten sonra yemek yeniyor. Onun için çok hızlı kıldırılıyor ve erken kıldırıyorlar. Siz arada yemek yediğiniz için biraz uzatıyorlar.
Bir de Ramazan’da Türkiye’deki gibi davul çalma olayı da var bizde ama bizde daha çok şarkı şeklinde, hem çalarak hem de şarkı söyleyerek insanları kaldırmaya çalışıyorlar. Bir de müslümanların oranı Gana’da yüzde kırk ve hatta daha az olmasına rağmen Ramazan gelince her yerde hissediliyor. Hristiyan olsun müslüman olsun belli oluyor.
Dünya müslümanlarından, Türkiye’den ne beklentileriniz var mı?
Eğitim açısından çok beklentilerimiz var, Türk kolejinin yaptığı gibi. Daha modern okullar lazım. Bizim özellikle yönetimde yer alabilmemiz için çeşitli faaliyetler ve gelip eğitim vermeleri bizim için çok önemli. Bir de yatırım yapılmasına da ihtiyacımıza var. Mesela İngilizler ve başka Avrupa ülkelerinden gelen şirketler bütün risklerine rağmen birşeyler yapıyorlar. Çünkü onların amacı sadece tohum atmak, orası ileride çok mühim bir ülke olduğunda, o zaman onlar egemen olurlar, en çok söz sahibi olacak onlar olur. Daha çok da madden düşünüyorlar, bizimle ortak olmayı değil de sömürmeyi düşünüyorlar. Biz de Allah’tan korkan veya en azından Allah’ı bilenleri davet etmek istiyoruz. Bu da daha çok müslümanlardan olur. Türkiye gibi, diğer İslam ülkelerinden gelenler gibi. Bence gerçek anlamda yatırım ve ortak olma onlardan olabilir, bu beklentimiz var. Bir de bilgi alışverişi çok önemli. Özellikle tebliğde hangi sistemler kullanılıyor, İslam’ı yaymak için, dinimizi daha bağlı olarak yaşamak için hangi faaliyetler yapılıyor. Cemaatler arasında bilgi alışverişi de çok önemli. Çünkü her cemaatin yoğunlaştırdığı bir nokta var, bu da İslam için, bizim için çok önemli. Sadece bir fark veya ayrılık görmeyelim, çeşitlilik zenginliktir bence. Maddi destek de bekleriz ama maddi destekten çok bize bir şey öğretmelerini, teknolojiyi, bilgiyi öğretmeleri daha iyi olur. O şekilde olursa biz de balık tutmayı biliriz, sadece yemeyi değil.