MİSYONERLİK

AFRİKA’DA MİSYONERLİK

(MUSTAFA EFE)

 

    Afrika’da misyonerliğin temel kodlarını elde etmek, sömürgeciliği ve uygarlaştırmayı anlayabilmek için hepsini birlikte değerlendirmeliyiz. Coğrafi kesifler diye adlandırılan tarihin en kanlı hareketlerinin başlamasının altındaki dini temelleri, bu coğrafi kesiflerin neticesi olan sömürgeciliğin insanlar üzerindeki fikri ve duygusal etkilerini nasıl etkilediğini iyi okumamız gerekmektedir. Bunun sebebi ise bugün Türkiye’de yüz yüze kaldığımız misyonerlik hareketlerine karşı nasıl bir tavır takınacağımız ve misyonerliğin sadece misyonerlik olup olmadığıdır. Misyonerliğin kara kıtada elde ettiği neticelerin bu hareketi daha iyi anlamamız için bir ipucu olabileceği kanaatindeyim. İslam Dünyası’nda sömürge altına girmiş ülkelerdeki zihinsel yıkımın son iki yüzyıl içerisinde nelere yol açtığını, Müslümanlar tarafından İslam’ın Hıristiyani yorumlarının yapılmasının ve Protestan yaklaşımların ve Protestanlaştırma gayretlerinin hepsi az ya da çok misyonerlik çalışmalarıyla alakalıdır. İslam Dünyası’nda misyonerlik iki yönlüdür. Birincisi halka yöneliktir. İkincisi ise tam da tanımlanan misyonerlik kalıbına uymasa da bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde misyonerlerle işbirliğine giren İlahiyat alanındaki akademik çevreyedir. Misyonerler girdikleri yerlerde halka yönelik meşruiyetlerini o bölgenin halkından ileri gelenler eliyle yapmaktadırlar. İşte Afrika son dört yüz yılını bu tecrübeyi yasayarak geçirmiştir.

    Fakat misyonerlerin getirdiklerine karşı kendi yerel dinleri ile direnemeyen Afrikalı yerliler ya da melezler çareyi ya bu misyoner kiliselerinden ayrı kiliseler kurmakta bulmuşlar. Siyah beyaz ayrımcılığı yok falan deseler de bugün hala siyahlarla beyazların kiliseleri sözde ayrı değil ama ayrıdır. Misyonerler iki şeyi çok iyi gözlemişler ve uygulamışlar. Birincisi Afrika’nın yerli insani müzikten hoşlanıyor, onlar da kilisede onların sevdiği türden müziklerin ritimlerinden ilahiler çalıyorlar.

İkincisi ülkenin kültür ve sosyal yapısını çözümleyen çalışmalara göre hareket terzi belirlemişler. Bunun için de sosyoloji, antropoloji ve arkeoloji gibi modern zamanlarin kutsallari eliyle yapmislar.

    Afrika’da kilise tarihinin ilk zamanlarından itibaren misyonerlik ilkeleri ‘’eşitsizlik’’ söylemini yerleştirerek geliştirildi. 1920’lerde bu eşitsizlik kavramı Alman misyonerlik otoritelerinin görüşleri tarafından güçlendirildi. (Apatheid Biblke)

 

İşbirliği

 

    Çok önemli bir nokta da misyonerlik konusunda butun kiliselerin misyonerlik hareketleri var fakat birbirleriyle bu konuda bir çekişme ya da tartismaya girmiyor. Dahasi hristiyanlik konusunda ayrildiklari noktalari bile one surseniz hemen gecistiriyorlar. Ve her kilise gitmis kendi misyoner  teskilatini  ve kilisesini kurmus. Gordugunuz misyoner okulunun biri presbiteryanlara bagliysa digeri Roman katolik Kilissesine  digeri de Tanrinin Kralliginin evrensel Kilisesine veya Iskoc kilisesine baglidir. Isin dikkate deger diger tarafi ise yuzelli ikiyuz yil evvel kurulan sinodlari bugun hala ayni kilise veya bolge desteklemeye calismalari finance etmeye devam etmektedir. Misyonerlerin sosyo-ekonomik aktiviteleri insanlari kilisenin bir uyesi yapmada buyuk bir rol oynadi. Siyasi guc Afrika’da dinlerin yayilmasi icin onemli bir faktordur. Somurge oncesi Afrika ulkelerinde monarsi ya da kabile yonetimleri vardi ve insanlar da kabilenin efendisinin dinine tabi oluyorlardi. Somurge yonetimleri kurulduktan sonra genelde oncelikle kabile sefleri onlara makamlari birakilacagi vaadi ile hristiyanlastirildigi icin ya da kolelestirilenlerin beyaz efendileri hristiyan olduklari icin efendilerinin dinlerine tabi oldular yani hrsitiyanlastilar. Somurge yonetimleri, universite yonetimleri ve misyonerler tarihin en buyuk isbirliklerinden birini yaparak kara kitanin en ucra kosesine bile ulasmislardir. Universitelerin hazirladiklari sosyolojik, arkeolojik ve antropolojik calismalarin sonuclarini kullanan misyonerler ulkeye nufuz etmis somurge yonetimlerini mesrulastirmislar onlar da koskoca bir kitanin kaynaklarini beyaz adamin ulkesine tasimislardir ve tasimaya devam etmektedirler.  Misyonerler her zaman onlari destekleyen kurumlara rapor gondermek zorundaydilar. Bu onlarin hizmetinin cok dogal bir tarziydi. Ve bunu da ozel ifadelerle hile ve tuzak ornekleriyle uygun bir sekilde sagliyorlardi. Onlarin misyonu asla farkliliklari kesfetmek degildi. Fakat kendilerinin dogru olarak kabul ettikleri gercegin tabiatinin daha onceden varolan zanlarini gecerli diye teyit etmekti. (civilizing Barbarians, Leon De Kock, Witwatersrand University Press, 2001, Johannesburg, sayfa 82)

 

Muslumanlar ve Misyonerlik

 

    Eskiden eger birisi Musluman ise onu Hristiyanlastirmak mumkun degildir o kisi aklini kaybetmedikce derdik. Fakat misyonerlerin Afrika’da elde ettigi neticelere baktigimiz zaman maalesef isin oyle olmadigini goruyoruz. Artik ilahiyatcilarimiz once ''hangi Musluman hristiyanlasmaz'' sorusunu sorup calismaya baslamalidirlar. Bir zamanlar Musluman nufus yuzde altmisin uzerinde olan Mozambik’te bugun Musluman nufus yuzde yirmilerde. Bir zamanlar yuzde yetmislerin uzerinde Musluman nufus olan Malawi’de bugun resmi olarak yuzde yirmi gayri resmi olarak da yuzde kirklarda Musluman var. Peki aradaki nufus nereye gitti derseniz cevabi  asagidaki resimde gordugunuz direk Papalik tarafindan idare edilen Katolik Yuksek Egitim Merkezi'nde. Burada sadece 50 tane ogrenci var ve bunlar yerli halktan secilip getiriliyor ve onlarin kendi dillerinde onlara hitabeden papazlar olarak yetistiriliyor. Burada enteresan olan ise Papalik'in direk olarak bu sekilde nokta calismalarini kendisinin organize etmesi. Zaten II. Vatikan Konsili'nden cikan kararlara bakilirsa daha iyi anlasilir. Bu noktadan bakildigi zaman diyalog calismalari vs konusunda yeniden dusunmemiz gerekmektedir.

    Dahasi misyonerler hristiyanligi kabul ettiremeyeceklerini akillari kestikleri kimi yerlerde de hem hristiyan figurlerinin hem de Islami rituellerin bulundugu ibadethaneler insa ediyorlar. Ruanda’da kapinin girisinde hem hilal hem de hac bulunan bir yer, disariya mikrofondan ezana benzer bir seyler, iceride hem kilise siralari var aralarinda da alkisli vsli bir namaza benzer hareketler yapan insanlar gittikce artmaktadir. Bunu ise Ismaili, Kadiyani ve Bahai gruplar eliyle yapmaktadirlar. Bu gruplardan kimileri icin ingiltere’de ibadethaneler bile kurmuslardir. Afrika’da gitiginiz bircok yerde Aga han universiteleri, hastaneleri gorursunuz.

    Genelde cocuk egitimi, (cunku mezar taslariyla pek isleri yok) dil ogretimi, ciftcilik teknikleri ya da tibbi yardim-klinik acmak  vasitasiyla yapiyorlar. son iki yilda 300 bin Musluman hristiyan oldu.

    Sarkiyat calismalarinda da misyonerlerin epey calismalari vardir. Kur’an-i Kerim’in Swahilice’ye ilk tam cevirisi olan ‘Tafsiri ya Kuraniya Kiarabukwa lugha ya Kiswahili’ bir misyoner olan Canon Godfrey Dale tarafindan yapilmistir. Ki O Zanzibar’daki Orta Afrika Misyonerlik teskilatinda 1889’dan 1925’e kadar calisti ve misyonerlerin Islam uzerinde calisan en buyuk alimi oldu. African Islam and Islam in Africa 96) Bir Musluman tarafindan Swahiliceye ilk Kur’an tercumesi ise 30 yil sonra 1953 yilinda M. A. Ahmedi tarafindan yapilmistir.

 

Misyonerlik ve Apartheid

   

    Apartheid pratik ve tarihi zeminde 1935’teki misyonerlik politikasinda hakli bir zemine oturtulmus olmasina ragmen ayni zamanda teolojik temellerinin saglanmasi gerekiyordu. Yeni-Kalvinist dusunce Apartheid’i hakli cikaracak teolojik temelleri sagladi. Avrupali beyazlarin Guney Afrika’ya geldikleri ilk iki yuzyilda Kalvinist olduklari hatirlatildi. Kalvinist ideolojiyi Boer (Guney Afrika’daki Hollandali ciftciler)lere atfeden ilk kisi David Livingstone Afrika misyonerliginin onculerindendir ve Afrika'nin kalbiniAvrupa'ya acan kisi olarak kabul edilmektedir. 1939’da Rev. J. G. Strydom tarafindan kaleme alinan makale nasil mesrulastirildiginin sadece bir tane ornegidir. ‘’Apartheid Inanc Meselesi’’ basligi altinda sunlari yazmaktadir. ‘’Bizim Kalvinist inancimiz ayrica bu Apartheid’le de ilgilenir. Kimileri Kitabi Mukaddes zemini uzerinde surdurulen Apartheid’i hatali diyorlar. Halbuki biz inaniyoruz ki bu Tanri’nin Sozu’nun temelleri uzerinde. Cunku o milletlerin ayrilmasini istedi.’’ (Apart 53) 1942’de Guney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid kanunlarini hazirlayan komisyonu adi Federal Misyonerlik Konsili olan bir misyonerler birligi teskilati idi. (Apart 52) Ve bu nihayetinde Guney Afrika Cumhuriyeti’nde 1948’de beyaz irkciligina dayanan 46 yillik (Apaartheid) ayrimcilik rejiminin teolojik temelerini hazirladi. ( The Apartheid Bible)

 

Misyonerlik ve Medenilestirme(!)

 

    Misyonerlikle aydinlanma ve medenilesme hep birlikte kullanilmistir. Madagaskar krali Radama Manjaka’nin ingiliz kralina yazdigi mektupta oldugu gibi. O halkini evangelize edecek ve aydinlatacak, mutlu olmanin manasini ve -zorla degil tam tersine misyonerlerin anlayisinin isiginda- hristiyanligi ogretecek misyonerleri davet ediyordu. ( Splenterede Crucufix, Bee Jordan 1969, Cape Town, s 43-44) Bu Papa’nin da dikkatini cekmis ve ‘’hakiki imani Malagasilere ogretmeleri icin Roman Katolik Misyonerlerine izin verdigi icin kutsal tesekkurlerini bildiren bir mektup gondermisti. (Splintere 225) Misyonerlik en uygun sekilde kulturel etki ve degisimin amilleriydiler. Yonetici, tuccar, ciftci ve meskun sahislar gibi diger somurge amilleri somurgecilikle ilgili calismalarin maddi tarafina katildilar fakat misyonerler medeniyetin irfani(!) icinde somurgelestirme ozel gayesine yoneldiler. (Civilizing Barbarians, Leon De Kock, Witwatersrand University Press, 2001, Johannesburg, sayfa 22)

    Uc C olarak kodlanan (Christianity, Civilization, Commerce) Hristiyanlik, medeniyet, ticaret Afrika’nin modern zamanlardaki tarihinde birlikte anilmak zorundadir. (Bosch, Davids J. 1991. Transforming Mission: Paradigm Shifts in Theology of Mission. New York. Sayfa 305)

    Medenilestirme kavrami bu donemde oldugu gibi o donemde de put kavramlardan biriydi. Bu yuzden misyonerler ingiliz imparatorlugunu medeniyetin yayilmasi icin ilahi olarak atanmis bir imparatorluk olarak goruyorlardi. ( Ashley, M.J. 1982. Feautures of Modernity: Missionnaries and Education in South Africa (1850-1900). Journal of Theology for Southern Africa 38) Marks da ingilizlerin hindistani isgalini medenilestirme gerekcesi ile mesru gormuyormuydu. Goruldugu uzre bunlarin dinlisiyle dinsizi arasinda hicbir fark yok. Ya Turkiye'de Avrupa Birligi'ni uygarlasma projesi olarak goren yonetici zevata ne demeli. Afrikali yerliler direnmislerdi bizimkiler gonullu olarak istiyorlar.

    Son yuzyildaki hristiyan nufus oranlarina baktigimiz zaman Misyonerlik calismalarinin neticelerini gorebiliyoruz. Afrika'da 1900'de nufusun yuzde 7'si Hristiyanken bugun yuzde ellibes uzerinde oldugunu iddia etmektedirler. Papua Yeni Gine'de 1950'de yuzde 1 2003'te yuzde doksanyedidir. amerika her yil misyonerlik calismalari icin 145 milyar dolar harciyor. her yil Afrikalilarin yuzde3.5'i hristiyanliga geciyor. Bir tane Musluman alim Afrika'yi ziyaret etmeyi dusunmezken Papa yedi defa Afrika'ya geldi ve Hz. Meryem'i Afrika'nin Kralicesi olarak ilan etti. Su anda Afrika'da en hizli gelisen kilise Roman Katolik Kilisesi direk Roma'ya bagli.  Hristiyanlikta izin olmayan cok evlilige Afrika icin izin verdiler. Afrika'da bir katolik papazin kirk esi var mesela. Mali'de sadece bir papaz 200 kilise, 20 hastane, 50 okul ve 600 kuyu insa etmis.

 

Taktikleri

 

    Misyonerlerin en onemli ozelliklerinden biri de sadece bir toplulukla ya da sembolik rituel seylerle mucadeleye girmediler. Misyonerlerin cogunlukla girdikleri bolgelerde zaten dini ya da yonetenle yonetilen arasidna bir catisma vardir. Bu catismalarin oldugu bolgelerdeki taraflar kavramsal mucadelede digerini maglup edebilmek icin missyonerleri kullanmislardir. Ngoni seflerinin Chewa (bunlar simdi buyuk kismi Malawide olmak uzere Zambia, Zimbabwe bolgesindeler) kulturune saldirilarinda misyonerleri muttefikleri olarak kullanmislardir. (Christianity and Central African Religions, Edited by T.O. Ranger and John Weller, London Heinemann 1975, s 10) Somurge yönetiminde hristiyanligi secmenin manasi somurgeciligin sosyal ve ekonomik gercekliginde hayatta kalmak ve basarili olmak demekti. (Christianity and Central African Religions, Edited by T.O. Ranger and John Weller, London Heinemann 1975, s 86) Emperyalizmin teolojisini misyonerler olusturmuslardir.

    Simdi Afrikali yerliler, misyonerlerin Tanrinin inayeti altinda medeni gucu kotuye kullandiklarini ve gunah islediklerini kabul etmeye cagirmaktadirlar. (Tradition and Change in Africa, The Essays of J. F. Ade. Ajayi. Edited by Toyin Folola. Africa World Press. S 102) Dahasi Afrika’daki bir cok hastalik, problemler ve ugursuzluklarin kaynagi olarak da misyonerler goruluyor. Ve soruyorlar ''Avrupali Tanri felaketi Afrika’ya nasil  getirdi?''