AFRİKA'YI ANLAMA KLAVUZU - AFRİKA'YI ANLAMAK VE AFRİKA - TÜRKİYE İLİŞKİLERİ KİTABI ÇIKTI

Afrika hakkında yazılanlar, söylenenler, üretilen düşünceler, önyargılar, manipülasyonlar ve dezenformasyonlar genel olarak bütün dünyada Afrika’nın gerçek tarihinin ortaya çıkmasına ve bilinmesine engel teşkil etmiştir. Afrikalı olmayan Afrika tarihçilerinden Leo Frobeniusi, Maurice Delafosse ve Arturo Labriola gibi uzmanlar bile kendilerini bu ön tanımlı / önyargılı Afrika anlayışından geri tutamamışlardır. Buna gerekçe olarak da Afrika toplumlarını bilimsel olarak araştırmada kaynak olarak kullanılacak yeterli doküman bulunmamasına bağlamışlardır.

SİPARİŞ İÇİN İRTİBAT VE LİNKLER 

afrikastrateji@gmail.com 


http://www.idefix.com/kitap/afrikayi-anlamak-ve-afrika-turkiye-iliskileri-mustafa-efe/tanim.asp?sid=UYOU4DXK8A3A7UVY18FV


Afrika tarihi yazılırken kullanılan kaynakların büyük çoğunluğu kıta dışından kaynaklardır ve Afrika halklarını, onların sosyo-kültürel yapılarını, hassasiyetlerini, inceliklerini yansıtmamaktadır. Afrika oryantalizmi de diyebileceğimiz bir bakış açısı hâkimdir. İlerlemeci – evrimci tarih anlayışı içerisindeki Batılı tarihçiler ve araştırmacılar Afrika ile karşılaşmalarında Afrika toplumsal yapısı içerisinde varolan kurumsal yapıları Avrupalı yapılarla karşılaştırarak anlamlandırmaya çalışmaları Afrika yanılsamasını oluşturmuştur. Aslında, Avrupalılar Afrikalıların yüzyıllardır içinde yaşadıkları, oluşturdukları dünyanın orijinal yaratıcıları olarak görmeyi reddeden bir yaklaşımları vardı. Bu yaklaşım Avrupalı araştırmacı ve uzmanların Afrika hakkında gözlerini kör etmişti. Dahası Afrika kıtası tarihsel bir öge olarak hep küçük görüldü. Yüzyıllarca Batı, Afrika olarak sadece Kuzey Afrika’yı gördü. Hâlâ bizim Türkiye’de bile Afrika denince aklımıza kuzey Afrika gelmesi bundandır.

Afrika tarihini çalışmak biraz da cesaret isteyen bir şeydir. Çünkü sömürgecilik, misyonerlik, köle ticareti, ırksal basmakalıp yaklaşımlar ve Afrika’yı anlama yoksunluğu yüzünden tarihçiliğin en temel kavramlarını bile tahrif ettiler.

Afrika’da durum II. Dünya Savaşının bitmesinden sonra dikkat çekici bir şekilde değişmeye başladı. Afrika ülkeleri birer birer bağımsızlıklarını göreceli de olsa kazanmaya başladılar ve uluslararası toplumda aktif bir rol oynamaya başladılar. Bundan sonra daha fazla tarihçi Afrika çalışmaları için Afrika kaynaklarını kullanma konusunda daha açık ve objektif olmaya başladılar. Bu şekilde objektif bir çalışma için UNESCO’nun yapmış olduğu General History of Africa başlıklı çalışma kayda değerdir. Bu çok büyük vazife için 1965-1969 yılları arasında 4 yıl planlama ve doküman toplama ile geçti. Şifahi gelenekleri toplamak için kampanyalar düzenlendi, bölgesel dokümantasyon ve şifahi gelenekleri toplama merkezleri kuruldu, yayınlanmamış el yazması kaynaklar toplandı.

Afrika tarihini çalışmak için Batının epistemolojik çerçevesini değil Afrika’nın kendi epistemolojik çerçevesi içerisinde bilgilerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Afrika Ders programları Afrikalı yerel perspektiften inşa edilmelidir.

Şu açıktır ki Afrikalıların tarihini çalışmak antik zamanlardan günümüze Afrika’nın tarihini temel almalıdır. Bu perspektifi temel alarak çalışan Pan-Afrikalı tarih anlayışı bile bütün bir Afrika tarihinin bir parçasını oluşturmaktadır. Bundan dolayı Afrika konusunda yaklaşımlarımız daha derin ve toplumlardaki tarihçilerin hafızalarında bulunan yani şifahi geleneğin de dikkate alındığı, var olan literatür ve farklı arşivlerin arkeolojisinin yapıldığı bir çalışma biçimi olması gerekir.

Afrika’da sömürge tecrübesi halkların hafızalarını kendi tarih ve kimliğinden koparıp kıtayı da parçaladığı için negatif bir etkisi olduğu aşikârdır.

Bu çalışmada Afrika’ya Giriş makalesi ile Afrika hakkında genel bir giriş yapıldıktan sonra Kartografik Emperyalizm ve Afrika makalesi ile nasıl bir Afrika imajı inşa edildiği ve haritalar üzerinden hâlâ sürdürülen emperyalizm ortaya konulmuştur. Daha sonra Afrika Dillerine giriş makalesi ile Afrika kıtasında kültürüne ve hayatın taşıyıcısı ve anlamı olan Afrika dilleri üzerine bir makale bulacaksınız. Bağımsızlık Sonrası Zimbabve Dış Politikası makalesi ile bir Afrika ülkesinin bağımsızlık sonrası yaşadığı süreç ve küresel vahşi kapitalizmin bir milleti nasıl yokluğa mahkûm ettiği ele alınmıştır. İsrail’in Afrika Politikası makalesi ile İsrail’in Afrika’da nasıl bir çalışma yürüttüğü ve alınması gereken dersler ele alınmıştır. Afrika kıtasının önde gelen liderlerinden, 5 Aralık 2013 tarihinde hayatını kaybeden Mandela’nın ve Osmanlı Halifesi Sultan Abdülaziz tarafından Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gönderilen Ebubekir Efendi’nin portrelerini ve mücadeleci hayatlarının kısa hikâyesini de bulacaksınız.

Afrika - Türkiye İlişkileri bölümünde Osmanlı Dönemi Afrika - Türkiye İlişkileri, Cumhuriyet Dönemi Afrika - Türkiye İlişkileri ve bu çerçevede Medya analizi, Türkiye’nin Afrika’ya Yönelik Eğitim Çalışmalarının analizlerini ve II. Afrika – Türkiye Zirvesi niçin görmezden gelindi makalelerini bulacaksınız. Bu bölümde son olarak da bu kitabın ve bundan sonrakilerin çıkış amacı olan Afrika Açılımı Yapan Türkiye için Nasıl Bir Afrika Perspektifi başlıklı makaleyi bulacaksınız.

Bu çalışma bir ızdırabın ürünüdür. Ülkemizde birçok kişi, kurum ve kuruş Afrika’ya yönelik çalışmalar yapmalarına rağmen yaptıkları bu çalışmalara dayanak teşkil edecek, rehberlik edecek, yaptıkları işi anlamlandıracak ellerinde herhangi bir metin bulunmamaktadır.

Bir seri halinde gelecek olan bu çalışmanın ilkinin ve başlığının Afrika’yı Anlamak ve Afrika - Türkiye İlişkileri olmasının da gerekçesi budur. Bizlerin öncelikle çalışma yapacağımız alanı tanımaya başlamamız, anlamamız, anlamlandırmamız, gerekli fizibilite çalışmalarını yapmamız gerekmektedir. Bu satırların yazarı Afrika çalışmalarına başlamadan önce daha önce Afrika’yı çalışmış olanları çalışarak bu işe başlamıştır. Yazar, on beş yıla yakın gözlemlerinin, arazide gerçekleştirdiği çalışmalarının ve arazi tecrübesinin, Afrikalılarla teşriki mesaisinin, onların konulara yaklaşımlarının ve beklentilerinin farkında olan bir gözle kaleme almıştır. Elbetteki ifade edilenler mutlak değildir ve dile getirilen düşünceler ve bilgiler tartışılmaya açıktır ve katkılar beklenmektedir.

Yazarın, Afrika’nın yoksulluk, savaş, çatışmalarla anılmasına bir isyanı vardır. Dil, kültür, tarih, yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla inanılmaz derecede zengin bir kıtanın bu şekilde Batı tarafından inşa edilen imajla tanınmasından rahatsızlık duyduğu için Afrika’nın anlaşılmasına katkı sunacağını umarak bu çalışmaları ortaya koymuştur.

Bu mazlum kıta Afrika’nın yaşadığı sömürgecilik, kölelik, iç savaşlar, dış müdahaleler, açlık, varlık, yoksulluk, zenginlik her ne varsa bunlar ancak ve ancak derinlemesine çalışılarak bugünkü yaşananlar anlamlandırılabilir.

Bu kitabın amacı Ülkemizin önce Afrika’yı Anlaması ondan sonra da buraya yönelik çalışmalar yapılması konusunda bir bilinç oluşturmaktır. Afrika’nın anlaşılması konusuna eğer küçük de olsa bir katkı sunarsa yazar kendisini bahtiyar hissedecektir

  
1814 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam3
Toplam Ziyaret135083
AFRİKA DERGİSİ

Takvim
AFRİKA STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
AFRİKA-TÜRKİYE ENSTİTÜSÜ
AFRİKA'DA TASAVVUFİ HAREKETLERİ İNCELEME ENSTİTÜSÜ
Saat